Merhabalar! Ttvinc olarak “İran’da en çok kullanılan baharat nedir” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.
Kayseri Soğuğunda Başlayan O Koku
Kayseri’de yaşayan biriysen bazı kokuların insanın içine işlediğini çok iyi bilirsin. Sabah erkenden açılan fırınların sıcak hamur kokusu, kömür sobasının hafif boğuk dumanı, mantının üzerine dökülen tereyağı… Ama geçen kış hayatıma başka bir koku daha karıştı. O kadar yabancıydı ki ilk anda anlam veremedim. İçimde eski bir kapıyı açıyormuş gibi hissettirdi bana. Sonradan öğrendim; İran’da en çok kullanılan baharatlardan biri olan safranın kokusuydu bu.
Bunu ilk kez yazarken bile garip hissediyorum çünkü bazı anılar gerçekten kokularla yaşıyor. İnsan unutmaya çalışsa bile burnuna gelen küçücük bir koku, aylar önceki bir geceyi yeniden önüne koyabiliyor.
Ben zaten biraz fazla hisseden biriyim. Günlük tutuyorum yıllardır. Çoğu gece uyumadan önce birkaç sayfa yazmadan içim rahat etmiyor. İnsanlara anlatamadığım şeyleri defterlerime anlatıyorum. Belki de bu yüzden o günü unutamıyorum.
Tren Garındaki Sessizlik
O gün Kayseri Tren Garı’nın yakınındaki küçük bir kafede oturuyordum. Hava acayip soğuktu. Ellerim mont cebimde olmasına rağmen üşüyordum. İçimde de başka bir üşüme vardı zaten. Üniversiteden mezun olalı aylar olmuştu ama hayat hâlâ yerli yerine oturmamıştı. İnsan 25 yaşına gelince her şeyi çözmüş olacağını sanıyor. Meğer hiçbir şey çözülmüyormuş.
Telefonum sessizdi.
Beklediğim mesaj yine gelmemişti.
Bir insanın hayatında “tamam artık alıştım” dediği şeylere aslında hiç alışamadığını o zaman fark ettim. Özlemek geçmiyor. Sadece insan onu taşımayı öğreniyor.
Kafede önümde duran çayın buharını izliyordum. Sonra içeri biri girdi. Üzerindeki uzun koyu renk kaban dikkatimi çekti önce. Ardından yayılan o keskin ama yumuşak koku…
Hayatımda ilk kez o an safran kokladım.
Yan masaya oturan adam Farsça konuşuyordu telefonda. Kelimelerin hiçbirini anlamıyordum ama ses tonunda tuhaf bir hüzün vardı. Bazen insan başka bir dilin hüznünü bile anlayabiliyor.
Bir süre sonra garson ona çay getirdi. Çayın rengi bile farklıydı. Dayanamadım, sordum.
“Bu kokan şey ne abi?”
Adam gülümsedi.
“Safran,” dedi. “İran’dan getirdim.”
O an içimde açıklayamadığım bir merak doğdu. Çünkü o koku bana uzak bir ülkeyi değil, nedense kendi içimi hatırlatmıştı.
İran’da En Çok Kullanılan Baharat Nedir?
İnsan bazen bir sorunun peşine duygusal nedenlerle düşüyor. Benim için de öyle oldu. Eve döndüğümde gece boyunca İran mutfağını araştırdım. Meğer İran’da en çok kullanılan baharatlardan biri gerçekten safranmış. Özellikle pilavlarda, tatlılarda, çaylarda ve et yemeklerinde yoğun şekilde kullanılıyormuş.
Ama mesele sadece yemek değildi.
Safranın hikâyesi de insanı etkiliyor. Dünyanın en pahalı baharatlarından biri olması, tek tek toplanması, narin oluşu… Bir şeye değer vermek için emek gerektiğini düşündürdü bana. Tıpkı insanlar gibi.
İran mutfağında ayrıca zerdeçal, sumak, tarçın ve kimyon da çok kullanılıyor ama safran başka bir yerde duruyor. Onlarca yemek arasında bile kendini belli eden bir karakter gibi.
Ben bunu öğrendiğim gece defterime şöyle yazmışım:
“Bazı insanlar da safran gibi. Ortama girince her şeyin kokusu değişiyor.”
Sabah okuyunca biraz dramatik buldum ama silmedim. Çünkü doğruydu.
Annemin Mutfağında İran Kokusu
Bir hafta sonra çarşıdan küçücük bir safran paketi aldım. O kadar pahalıydı ki kasada verirken bile tereddüt ettim. Sonra kendi kendime “Bir kere yaşayacaksın oğlum” dedim.
Eve gelince annem mutfakta mantı hazırlıyordu.
“Elindeki ne?” diye sordu.
“Safran.”
Kadın yüzüme öyle bir baktı ki sanki eve altın külçesiyle gelmişim gibi.
Birlikte pirinç pilavına azıcık koyduk. O sarı renk yavaş yavaş yayılırken mutfakta inanılmaz bir koku oluştu. İşte tam o an içimde tuhaf bir şey oldu.
İnsan bazen çok küçük bir anda mutlu olabiliyor.
Gerçekten.
Öyle büyük hayaller falan değil. Ne bileyim… Sıcak mutfak. Camdaki buğu. Annemin sesi. Pilavdan yükselen safran kokusu.
O an hayat ilk kez uzun zamandır ağır gelmedi bana.
Geçmeyen Şeyler Var
Daha Fazlası İçin: İnstagramda yapılan çekilişler haram mıdır ?
Ama tabii insanın içindeki şeyler bir baharat kokusuyla tamamen düzelmiyor.
Gece olunca yine düşündüm onu.
Birinin hayatından sessizce çıkması ne garip. Önce her gün konuşuyorsun. Sonra bir gün tamamen yabancı oluyorsunuz. İnsan buna nasıl alışıyor bilmiyorum.
Defterime uzun uzun yazdım o gece. Sayfalar doldu. Sonra pencereyi açtım. Kayseri’nin kuru ayazı yüzüme vurdu.
İçeride hâlâ hafif safran kokusu vardı.
Ve nedense ağlayacak gibi oldum.
Bazı kokular insanın kalbine dokunuyor gerçekten.
Bir İranlıyla Yapılan Uzun Sohbet
Aradan birkaç hafta geçti. Aynı kafeye yine gittim. Belki gelir diye düşünmüştüm. Geldi de.
Bu kez beni hatırladı.
Adının Emir olduğunu söyledi. İran’dan birkaç yıllığına Türkiye’ye gelmiş. Türkçesi kırık döküktü ama samimiydi.
Saatlerce konuştuk.
Bana İran’daki yemeklerden bahsetti. Safranlı pilavlardan. Baharat pazarlarından. Kalabalık sokaklardan. Anlattıkça gözleri değişiyordu. İnsan memleketini anlatırken başka biri oluyor.
Bir ara ona şunu sordum:
“En çok hangi baharat kullanılıyor İran’da?”
Hiç düşünmeden cevap verdi:
“Safran. Çünkü biz kokuyu severiz. Yemek sadece karın doyurmak değil.”
Bu cümle günlerce aklımdan çıkmadı.
Biz gerçekten yaşamayı unutuyor olabilir miyiz?
Her şeyi hızlı yaşıyoruz. Hızlı yemek. Hızlı konuşmak. Hızlı unutmak. Ama bazı insanlar hâlâ kokuların, tatların, anıların kıymetini biliyor.
Emir bana küçük bir safran kutusu hediye etti giderken.
“Mutlu günlerde kullan,” dedi.
O cümle içime oturdu.
Çünkü ben uzun zamandır mutlu günleri bekliyordum galiba.
Günlüğümdeki En Dürüst Sayfa
O gece eve yürüyerek döndüm. Hava buz gibiydi ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Eve gelir gelmez defterimi açtım.
Şunu yazmışım:
“Belki de bazı insanlar hayatımıza sadece bir koku bırakmak için geliyor.”
Bu cümleyi okuduğumda hâlâ etkileniyorum.
Çünkü doğru.
Bazıları büyük izler bırakmıyor. Hayatını değiştirmiyor. Ama küçük bir anı bırakıyor. Bir çay kokusu. Bir sokak. Bir şarkı. Bir baharat.
Ve yıllar sonra bile unutulmuyor.
“İran’da en çok kullanılan baharat nedir” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Ttvinc okurları için daha fazlası yolda!
Safranın Bana Öğrettiği Şey
İran’da en çok kullanılan baharatın safran olduğunu öğrenmek ilk başta sıradan bir bilgi gibi görünüyordu bana. Ama şimdi düşününce o bilgi bir dönemin duygusuna dönüştü.
Hayatımın en yalnız zamanlarından birinde öğrendim bunu.
Belki bu yüzden unutamadım.
Şimdi bazen markette baharat reyonundan geçerken duruyorum. Küçücük cam şişelerin içine bakıyorum. İnsan duygularını da böyle saklayabilse keşke diyorum. Kapağını kapatınca taşmasa.
Ama taşmıyor işte.
Ben de taşırıyorum zaten. Yazıyorum. Düşünüyorum. Gece yürüyüşlerine çıkıyorum. Sonra eve gelip yine günlük tutuyorum.
Belki yıllar sonra bu yazdıklarımı okuyunca gülerim bilmiyorum. Ama şu an hissettiğim her şey gerçek.
Safranın kokusu da gerçek.
Kayseri’nin ayazı da.
İnsanların gidip kalbiyle birlikte bir boşluk bırakması da gerçek.
Sonradan Fark Edilen Umut
Garip olan şu ki… İnsan bazen iyileştiğini fark etmiyor.
Bir sabah uyanıyorsun ve canın eskisi kadar yanmıyor.
Bir şarkıyı duyunca nefesin kesilmiyor artık.
Birinin adını görünce kalbin sıkışmıyor.
Belki tamamen geçmiyor ama hafifliyor.
Geçenlerde yine safranlı pilav yaptık annemle. Cam açıktı. İçeri serin hava giriyordu. O sırada bir an durup şunu düşündüm:
Ben hâlâ umut edebiliyorum.
Bu çok önemli bir şey bence.
Çünkü insan bazen en çok umudunu kaybedince yoruluyor.
Şimdi İran denince aklıma sadece bir ülke gelmiyor artık. Safran geliyor. Koku geliyor. O kafedeki sessizlik geliyor. Uzun tren yolları geliyor. Ve içimde hafifçe toparlanan bir kalp geliyor.
Belki bazı hikâyeler büyük olaylardan oluşmuyor.
Belki sadece küçük kokuların, kısa konuşmaların ve geçmeyen duyguların birleşiminden oluşuyor.